Çarşamba, 07 May 2014 00:00

Anneler Günü'nün çağrıştırdıkları...

Yazan Handan Güçyılmaz Günay
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Üst üste üç yıl hamilelik yaşayıp, hormonların istilasına uğradıktan sonra, hâlâ değişmemiş olabilir miyim?

Kuşkusuz hayır! Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, çocuğunuz varsa hayatınızda radikal değişiklikler de var demektir. Benim en çılgın anım ise kızlarımdan biri 10 aylık, diğeri iki buçuk yaşındayken, onlarla tekneye binip okyanus aşmamdır… Bunu daha önce de, yani çocuksuzken yapmış biri olarak kendimdeki değişimi hissetmemem imkânsızdı.

Son zamanlarda başucumdan ayırmadığım bir kitap bana bunları tekrar hatırlattı… Jennifer Senior’in  ‘ALL Joy and No Fun’ isimli kitabı, ‘Ebeveynlik ekonomik olarak paha biçilemez ’ sözleriyle başlıyor ve aslında ebeveynliğin neden insanı çok mutlu eden ama eğlencesi olmayan bir iş olduğu anlatıyor. Fazlasıyla gerçek bir kitap; tavsiye ediyorum!

Altı yıldır bitirmeye kıyamadığım kitap

Eftalya uykusuz bir bebekti ve onun uykuya dalmasını beklerken okumaya başladığım bir kitap vardı; o kitabı ne zaman elime alsam üç cümleden fazla anneler-gunu-handan-gucyilmaz-gunay-working-mother-trokuduğumu hatırlamam. Hep yarım kalan o kitaba devam etme heyecanım da bitmezdi. Hatta bir gün tam elime alıp bitirecek gibiyken kendime ‘Dur’ dedim. Ömrüm boyunca kızımın kitap okuduğum zaman bana yaptığı şaklabanlıkları hatırlamak istiyorum… Bu nedenle o kitap orada kaldı. Hâlâ yatağının başında. Tabii ki okumak için fırsat kolluyorum. Son altı yıldaki anılarımıza dalarak belki üç cümle…

Anneliğin eğlenceli yanları

En sevdiğim müzikallerden biridir Mamma Mia!.. Kızlarımla yemek masası kurarken bu müzikalin şarkılarıyla dans edip şarkı söyleriz. Sonra iki iştahsız kızın yemek yeme macerası başlar. Dışarıdan nasıl göründüğümüzü düşünmeden ve aynı zamanda içimdeki Mamma Mia!’yı öldürmeden devam etmeye çalışırım. Ne de olsa her şartta eğlenmeye devam etmek gerek! Bazen mutfak tanınmaz hale gelir ama biz bis için sahneye bir kez daha çıkarız mutlaka… Zira en sinir bozucu ve gürültülü zamanlarında bile sevimli ve masum halleri gitmez gözümün önünden. Onları uykuda dahi izlerken mutluluk çığlıkları atmak isterim. Beni anne yaptığınız için sevgili eşime ve kızlarıma da müteşekkirim. Hediyenin en büyüğü onlar. En güzel duygularla Anneler Gününüz kutlu olsun!

Anne Hello Kity hayranı olunca…

Evet içimdeki ‘anne çocuk’ sık sık çığlık atar ve olmadık şeyler yaparım. İtiraf edeyim, annelikle beraber bu çılgınlık katmerlendi. Son kayak seyahatimizde snowboard yaparken giydiğim bluzun üstündeki dev Hello Kitty ambleminin şaşkınlığını atlatamayan eşime şimdi yeni bir sürpizim var: Kızlarımla pullu payetli Hello Kitty bluzu aldık. Çok eğlenceli!

Akıllanmayan çocuklar: Eşim ve ben

Hamileliğimin altıncı ayında doktorumdan izin alıp yelken yarışına katılan bu spora tutkun biri olarak, anne olunca tempom nasıl değişti? Açıkçası pek değişmedi; çünkü onlar bizim hayat şartlarımıza adapte oldular! Yoksa siz bezden yeni çıkmış bebeklerini kayağa başlatan kaç normal çift duydunuz? Biz başlatmıştık. Eftalya o zaman üç yaşındaydı. Kayağa başlama yaşının geldiğine karar verip, yurt dışına çıktık. ‘Büyük kız kesin kayar ama küçük kız için ne yapabiliriz?’ derken, Avusturya’daki kayak hocaları bir buçuk yaş civarında olan Papatya’ya ‘Biraz küçük ama o da baby lift’te kayar tabii’ deyince hazırlayıp derse verdik.

Bir haftalık tatilde iki kızımız ders alırken, biz de kendi kendimize gönlümüzce kayak yaparız diye düşünmüştük. Ama böyle bir planın sadece hayal olduğunu sonradan anladık.

Kızları giydir, kayak odasından kayak malzemelerini al. Çocukları piste kadar kucağında taşı. Çantalarını, kasklarını, kayaklarını unutma. Bir de kendi kayak ekipmanlarımız var!

Neyse ki çektiğimiz tüm zahmete rağmen çocuklar şen şakrak kayağa başlamışlardı. Ama birinci gün kayak yapamadık. Bebeklerin kayakta ilk günleriydi malum; bu normaldi. İkinci gün ekipmanımızın aynen taşıdık ama kayak yine bize kısmet olmadı. E bebeklerin ikinci günüydü malum… Arada süt içerler, çişleri gelir, dersten alır yemeğe gideriz, sonra uykuları gelir vs… Eftalya ile eşim; Papatya ile ben ilgileniyordum. Yedi gün boyunca eşimle kendi ekipmanlarımızı bıkmadan ve elbet kayarız umuduyla taşımaya devam ettik. O yaşadığımız maceralı kayak tatilinde ben 100 metre kaymıştım! Nasıl mı? Papatya’nın bir anda lift’ten çıkıp dışarı doğru kaydığını görünce kayaklarımı ayağıma takıp fırladım. Zaten yere yakın olan bizim bücür, pizza modeli kayarken uykuya dalmış ve lift’ten çıkmıştı. Yanına vardığımda hem uyuyor hem de kayıyordu!

Oksijen onu çarpmıştı ve uykusu gelmişti. O anı hatırladıkça hâlâ uykularım kaçar! Her şeye rağmen çok eğlenmiştik ve yedi gün hamallık yapmak, çocuklarla ilk kayak maceramızın anısıdır.

O nedenle eşimle ortak kararımız, çocuklarla Clup Med dışında bir kayak merkezine kayak tatiline gidilmeyeceği yönünde. Ama ben yine gidiyorum! Kamplarda öğle arası büyük kızı dersten teslim alıp yedirip tekrar kayak dersine yetiştirdikten sonra, iş bitmiyor. Koşup küçüğü dersten alıp yemeğini yedirip yeniden derse götürürken asansör aynalarında kendimi görüyorum… Ve aynı şeyi yapan annelerle birbirimize bakıp ‘Biz deliyiz’ diye kahkaha atıyoruz. Evet deliyiz ama en azından mutlu deliyiz…

Bizim eski adetler Paris’te moda olmuş

Dergimizin bu ayki konusu, yenilenmek… Tam da bu konuyla ilgili Fransa’da yaşayan bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Fransız kadınların fit olmaya ne kadar önem verdiklerini bilirsiniz. Bu nedenle artık orada yeni trend, bir ev ziyaretine giderken meyve götürmekmiş. İlginçtir ki çocukluğumda ailecek akşam misafirliğe giderken, babam mahalle manavından ya beş kilo portakal ya da iki kilo muz alırdı. Hele muz yemek o zaman için zenginlik göstergesiydi. Şimdi bizim bu eski adetler, Paris’te moda olmuş. Ben bu modaya bayıldım. Haydi, biz de sağlık götürelim gittiğimiz evlere. Artık hangi meyveyi alacağınız size kalmış…

Son Düzenlenme Pazartesi, 04 Ağustos 2014 13:21
Handan Güçyılmaz Günay

Son Ekledikleri: Handan Güçyılmaz Günay

Benzer Öğeler (etikete göre)

İlgili Video

yukarı çık