Cuma, 07 Mart 2014 13:00

“8 Mart, kadın sorunlarını dile getirme günüdür”

Yazan Hanife Yaşar
Öğeyi Oyla
(0 oy)

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne özel Türkiye Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı Nazan Moroğlu ile bir söyleşi yaptık. Kadınlar Günü nasıl algılanıyor? Kadın sorunları neden çözüme kavuşamıyor? Hukuk, kadınları ne kadar koruyabiliyor?

Birleşmiş Milletler tarafından ulusal bir gün kabul edilen 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün temeli, 1857’de ABD’deki işçi kadınların grevine dayanıyor. Daha iyi çalışma koşulları talebiyle çalıştığı fabrikada greve başlayan 40 bin işçiye polis müdahale edince 129 kadın işçi hayatını kaybetti. 1921 yılında 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart tarihi resmiyet kazandı. Ve bu özel günün anlamı, dünyanın neresinde olursa olsun kadınlara uygulanan sömürü ve baskıya karşı mücadele yürütülmesi oldu. Peki kadın mücadelesinin bir simgesi olan 8 Mart, bugün hangi algıya maruz kalıyor? TÜKD’nin yanı sıra İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Başkanı olan Moroğlu, konuya dair sorularımızı yanıtladı.

 

Sizce de Kadınlar Günü de artık tüketim çarkına girmeye başladı mı?
Maalesef gidişat o yönde. “Kadınlar Günü’nü kutlamak” diye bir ifade olmamalı aslında. Çünkü bu bir bayram değil, kadın sorunlarını bir kez daha yüksek sesle dile getirmenin günü. Medya da ne yazık ki bu şekilde sunuyor. Hatta kutlayan kadınlar da var. Elbette kadının hediyeye de güle de ihtiyacı var ancak bunların asıl sorunların üstünün örtmemesi lazım. Biz kadın kuruluşları olarak 14 Şubat’ı bile bu sorunlara bakı açısı olan bir güne çevirmeye çalışıyoruz. 2003’ten beri ortak davetiye hazırlayıp sorunlara vurgu yapan etkinlikler düzenliyoruz.

Dünyada kadın sorunları nasıl bir aşamaya geldi?
Tüm dünyada kadın hareketi artık çok güçlü. Kadınlar, insan haklarından eşit yararlanma konusunda eksiklikler olduğunun farkında ve talep ediyorlar. Bu nedenle siyasette ve iş hayatında daha fazla yer almaya başladılar. Ve belli kriterler getiriliyor. Örneğin AB’nin Lizbon Antlaşması çerçevesinde %60 sosyal güvencesi olan kadın istihdamı hedefi konuldu. Bir yandan gelişmiş ülkelerde kadınların sosyal haklardan tamamen yararlandığını görüyoruz. Tabii kadınların doğum ve sonrasında iş hayatına geri dönebilmesi için devletin bu yönde bir kararlılığının olması gerekiyor. İş veren ve devlet desteğiyle emzirme odaları, kreşler gibi yardımlar sağlanacak. Gelişmiş ülkeler bu ortamı yarattığı için kadınlar daha fazla yer alıyor. Gelişmekte olan ya da geri kalmış ülkelerde zaten kadın hâlâ birey olarak kabul edilmiyor. Özellikle din kurallarıyla yönetilen ülkelerde, kadın sadece aile içinde bir unsur.

Türkiye’de durum nedir?
Türkiye açısından baktığımızda Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte bir kadın hakları devrimi yaşamış, laik bir ülke burası. Ancak zaman içinde muhafazakar aile yapısı ve din baskısı kadının gelişmesi önünde engel teşkil eder duruma geldi. Bir yandan AB uyum sürecinde kanunen eşit haklar getirildi. 2002’de Medeni Kanun’daki değişiklikle aile içinde eşit haklar getirilmesi, “Koca ailenin reisidir” hükmünün kaldırılması gibi. Ama bunun hayata geçebildiğini söyleyemeyiz. Aile içinde eşit olmayan ve bir de eğitim hakkından faydalanamayan bir kadın, ailenin bir unsuru olmaya devam ediyor. Ailede eşitlik toplumda eşitlik söylemiyle hareket edersek, öncelikle kız çocuklarının eğitiminde hassas olmalı Türk toplumu. Aksi halde kadınlar açısından geleceği aydınlık bir ülke inşa etmek mümkün değil. Bu aynı zamanda toplumun da bir sorunu. Kalkınma, gelişme ve çağdaşlaşma ancak kadın erkek eşitliği olan ülkelerde mümkün.

Dolayısıyla bunu hayata geçiremediğimiz zaman kadın çalışma hayatından geri kalıyor. 15 yıl önce yüzde 32’lerde olan kadın istihdamı giderek düştü ve yaklaşık yüzde 26 gibi bir rakamda artık. Türkiye’de her 100 kadından ikisi hala okur-yazar değil. Yüzde 74’ü ise en fazla ilkokulu bitirmiş. Eğitim eksik olunca, niteliksiz, sosyal güvencesi olmayan ve sömürüye açık işlerde çalışmak durumunda kalıyor. Dolayısıyla iş kanununda yer alan haklarını da kullanamıyor, zaten haberi de yok. Üniversite mezunu kadınların daha eşit koşullarda ve kolay iş bulduğunu görüyoruz.

Muhafazakarlaşmanın devlet birimlerine yansıması nasıl?
1985’te Türkiye kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın kaldırılmasını kabul etti ve birçok kurumsal yapılanma sağladı. Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Valiliklerde kadın erkek eşitliği birimleri gibi. Ancak son 10 yılda tüm bunlardan geriye adım atıldı. Bir araya gelmekte sorun yaşayan sivil kadın kuruluşları, son olarak bakanlık adından kadın kelimesi çıkınca hep birlikte seslerini yükselttiler. Çünkü bu şekilde kadın sorunları gündeme getirmek daha da zorlaşacak. Kadının tek sorunu aile içindeymiş gibi adı Aile Bakanlığı oldu. Bu dönüşümden beri ne şiddet ne istihdam ne de kız çocuklarının eğitimi konusunda bir sorun çözülebildi. Örneğin şiddeti önlemek için kelepçe uygulaması öne sürüldü ama o da pilot çalışmayla sınırlı kaldı ve işe yaramadı. Zaten yapısı gereği sivil toplum kuruluşları pilot çalışma yapar. Devlet ülke çapında çalışma yapmak zorundadır.

Tek başına yasa çıkarmak yeterli değil ki, toplumun yasayı kabullenmesi önemli. Bu kabulleniş ne kadar sürecek sizce?
Bir zihniyet değişimi gerektirdiğinden yasanın kabullenilmesi, çıkarılması kadar kolay değil. Devleti yönetenlerin bu süreci adım adım hazırlaması lazım. Kadınla ilgili yasa çıkaran karar mercilerinin ağzından, kadına şiddeti önleyeceğiz gibi net bir cümle çıkmıyor mesela. Kadın kuruluşları olarak şiddeti, şiddet olan bir evde çözmeyeceğimizi biliyoruz. Çünkü evde kadına şiddete şahit olan çocuk bu duyguyu okuluna, arkadaşlarına ve ileride eşine taşıyor. Dolayısıyla çözümün yolu eğitim safhasından geçiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği, demokrasi, insan hakları vb. derslerin mutlaka anaokulundan itibaren çocuklara verilmesi gerekir. Altı yaşında bu eğitimi almaya başlayan çocuk 16 yaşına geldiğinde, bu zihniyet değişiminin meyvelerini toplayabiliriz. Devlet bu konuda kararlı olmaz ve eğitimle çözemezse, bu kısır döngü devam eder.

Kanuni haklarımızı da pek bilmiyoruz aslında. O kadar hızlı değişiyor ki! Takip etmenin pratik bir yolu var mı?
Kanunu bilmemek mazeret değildir, tabii hukuk uygulanabiliyorsa… Özellikle son beş yıldır hukuk uygulanamıyor. Bir hukukçunun yarası üzerinden örnek vereyim. Eğer resmi gazeteyi günü gününe takip etmezse bir hukukçu, hep eski kanundan haberdar olur. Çünkü torba yasa diye bir usul geldi, farklı kanunların farklı maddeleri bu torba yasanın içine atılıyor. Hukukçular bile bunun içinde o kadar çok zor ayıklıyorlar ki değişenleri, vatandaş nasıl takip etsin. Gerçek bir hukuk devleti olabilmek için yasalar istikrarlı hale getirilmeli.

Bu nedenle Hukuk Okur-Yazarlığı Programı için kolları sıvadınız sanırım.
Evet, ne çalışanlar ne de evde olanlar hayatlarının sürekli içinde olan kanuni haklarını çoğunlukla bilmiyorlar. Biz bu program çerçevesinde her bir yurttaşa aile hukuku başta olmak üzere miras, tüketici hakları, kira ve site yönetimine karşı haklar vb. konularda bilgi veriyoruz. Belediyelerde yaptığımız bu eğitimler aynı zamanda sertifika da veriyor. Daha ziyade evde olan, çalışmayan kesim düzenli takip edebiliyor. Son zamanlarda büyük firmalar biraz daha duyarlı olmaya başladı ve çalışanlarına iş kanunlarının anlatılmasını talep ediyorlar. Bu şekilde çalışan kadınlara da ulaşıyoruz.

Gelelim bu yılki 8 Mart programına… Kadın kuruluşlarının bu yılki teması çocuk gelinler değil mi?
Evet, İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği olarak bu yıl çocuk gelinler konusunu ele aldık. Mart ayının sonuna kadar her kuruluş bu sorunun bir boyutunu ele alacak. 8 Mart’ta Şişli Belediyesi’nin düzenleyeceği bir yürüyüş var çocuk gelinlere karşı. Daha çok erkekler yürüyecek. Ancak çocuk ve gelin kelimelerinin yan yana bile gelmemesi gerektiğinin altını çizmek isterim. Yani soruna dikkat çekmek için bu tabiri kullanmak da bir çarpıklığa işaret. Bakan bile bunu masumane olarak açıklıyorsa çözüme ulaşmak zor.

Son Düzenlenme Cuma, 07 Mart 2014 17:22

WM bloglar

  • AylinAtasagun
    Aylin Atasağun
  • baharbuketsuren
    Bahar Buket Süren
  • baharkarakaya
    Bahar Karakaya
  • cagilsalman
    Çağıl Salman
  • cerenimnoktakom
    Cerenimnoktakom
  • esreatesakin
    Esra Ateş Akın
  • esraertugrul
    Esra Ertuğrul
  • FigenGeri
    Figen Geri
  • melisademirel
    Melisa Demirel
  • mugekoklu
    Müge Köklü
  • muzeyyenkilic
    Müzeyyen Kuvanlıklı
  • nurayazeri
    Nuray Azeri
  • ozlemyersentemana
    Özlem Yerşen Temana
  • seyrasun
    Seyra Sun
  • sinemparkan
    Sinem Parkan
  • tubacetinalpa
    Tuba Çetin Alpa
  • zeynepaskin
    Zeynep Aşkın
  • Başarılı bir insan mısınız?

    Bu başlığı okuyunca ilk akla gelen kariyeriniz oldu değil mi? Başarı kelimesi günlük yaşantımızda o kadar iş yaşantısına ya da okul hayatına endekslenmiş ki, hemen…

    Devamını oku...

  • Yılın annesi yardım bekliyor

    Yılın annesi yardım bekliyor Aysel Doğan, Dünya Şizofreni Derneği’nin kurucusu.

    Devamını oku...

  • Anneler Günü'nün çağrıştırdıkları...

    Anneler Günü'nün çağrıştırdıkları... Üst üste üç yıl hamilelik yaşayıp, hormonların istilasına uğradıktan sonra, hâlâ değişmemiş olabilir miyim?

    Devamını oku...

  • Şimdi yenilenme zamanı...

    Şimdi yenilenme zamanı... Evet, her ne kadar İstanbul bu kış çok soğuk ve yağışlı geçirmese de uzun ve çalkantılı bir dönemden sonra, sonunda bahar kendini gösterdi.

    Devamını oku...

VE ÇOK DAHA FAZLASI İÇİN

  • utangac cocuk 1
    Çocuğunuz utangaç mı?
  • ofis hamile egzersiz
    Hamilelikte ofis egzersizleri
  • cinsellik
    Anne, seks nedir?
  • renkler-crop
    Her rengin bir anlamı var
  • bebeklerdudakokuyorkapak
    Bebeğe hoş geldin hediyeleri
  • kadin 1
    İlişkide kadın ve erkek ne ister?
  • uyku zeka
    Geç uyuyanların IQ'su yüksek!
  • pismanlik
    Kadınların sekse dair pişmanlıkları...
  • uyku duzeni
    Kilo vermek için uyuyun
  • burclara gore ev tercihleri
    2014 burç yorumları

Abonelik İçin Hemen Başvurun

wmm footerbg 01.2012

E-Bülten Kayıt :