Çarşamba, 21 Ağustos 2013 12:02

"Bana zamanı kullanmayı öğretti"

Yazan Aysın Önen
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Anneliğinin ilk yıllarını ‘evde kalma’ korkusuyla yoğun bir iş temposu içinde geçirmeyi tercih eden yazar ve eğitmen Müge İplikçi, şimdi yetişkinliğe yaklaşan oğlu Ali Deniz’le (15) ilişkisini ve ‘beter sevgili’ dediği edebiyatı anlatıyor.

Fotoğraf: Can Çıblak

Ali Deniz planlı bir bebek miydi? 

Evet. Beklenen, özlenen bir bebekti. Şu an 15 yılı kafamda tasarladığımda çok çabuk geçtiğini düşünüyorum. Belki de seve seve yaşadığımız için hızlı geçti. Babası da ben de onu başımızın tacı kabul ettik, hâlâ da öyle ama 15 yaşında biraz daha farklı bir taç oluyor tabii!

Ergenlik çatışmaları başladı mı?

Ali Deniz her zaman çok makul, olgun bir çocuktu. İçinde bulunduğu yaşı, dönemi diğer arkadaşlarına göre değerlendirdiğimde, hâlâ çok makul bir çocuk. Zaman zaman patlamalar yaşıyor tabii ama kim yaşamıyor ki? Büyüyen, yetişkin olmaya yaklaşan biri var karşımızda. Çocuk Ali Deniz çok ayrıydı, ama yetişkin olmaya yaklaşan Ali Deniz’i izlemenin de keyfi çok başka.

Büyüdükçe ne düşünüyorsunuz, “Tam benim çocuğum, verdiğim her şeyi aldı” diyebiliyor musunuz? Kendi hamuru kişiliğinde ne kadar rol oynuyor?

Her anne gibi ben de onun sanata, kültür hayatına daha yatkın, çok kitap okuyan bir çocuk olmasını istedim. İlk beş yıl işledi bu gerçekten, fakat sonra ilginç bir şey oldu ve Ali Deniz bunları gereksiz bulmaya başladı, kendi kişiliğini bunların dışında bir yerde inşa etmeye girişti. Bu da çok doğal aslında. Evde onun kitap okumadığını, düşünsellik anlamında kendini fazla zorlamadığını düşünen bir anne olarak konuştuğumda öğretmenleri edebiyat anlamında çok donanımlı bir çocuk olduğunu söylüyorlar. Şaşırıyorum o zaman. Demek ki anne-oğul ilişkisiyle, çekişmesiyle ilgili bir durum var ortada. Aslında kendine ayrı bir yol çizmesinden bir yandan da gurur duyuyorum. Eğitmenlik yönüm de olduğu için, istediğimiz budur esasen. Karşımıza gelen bütün insanlara “Sen anneden babadan bağımsız, kendini kendi üzerinden inşa edecek bir birey olma yolundasın. Bu olabildiği müddetçe güzel. Yanlış yapacaksın, doğru yapacaksın, tökezleyeceksin, düşeceksin, ama kendin olacaksın” diyoruz. Tabii keşke sanatsal etkinliklerde daha çok buluşabilsek ama oğlumun kendi olma çabalarını çok kıymetli buluyorum. Mesela onu Monet’ye götüremedim. Çok görmesini istediğim bir sergiydi. Bir yandan da düşünüyorum: “Müge, Monet’yi sen seviyorsun!” Dolayısıyla onun kendi Monet’sini keşfetmesine izin vermek gerekiyor galiba.

Nasıl bir çalışma temposuna doğmuştu?

Hamileliğim süresince yurt dışındaydım ama Ali Deniz’i burada doğurdum. Sonra geri dönmedim, Bilgi Üniversitesi’nde yarı zamanlı çalışmaya başladım. Bir sene sonra tam zamanlılığa geçtim. Daha yoğun bir tempo gerektiriyordu. Ayrıca iki kitap çıkarmıştım ve devamının gelmesi gerekiyordu artık. Çok yoran ve yıpratan bir tempo olduğunu hatırlıyorum. Ama aynı zamanda zamanı nasıl kullanmam gerektiğini öğrendim. Ali Deniz’den önce benim için zaman önümdeki bir boşluktu, tabii bu da bir yanılgıydı, ama Ali Deniz’den sonra zamanın aslında çok somut, çok şekillendirilebilir bir şey olduğunu fark ettim. Ardından kitaplar da o hızla geldi zaten.

İlk kitabınız Ali Deniz’den sonra mı çıktı?

İlk öykü kitabım ‘Perende’ 1998’in ağustosunda yayımlandı, eylülde de Ali Deniz’e kavuştum.

Hamileyken mi yazdınız kitabı?

Hayır, eski öykülerdi onlar. Bastırma duygusunun yoğunlaştığı dönemde derlenen öykülerdi. Aynı anda bir kızım bir de oğlum oldu benim. Kızım Perende’ydi. Daha sonra, oğlum bir yaşında kadarken, yurt dışındayken üzerinde çalıştığım bir kitabı öyküleştirme şansım oldu: ‘Columbus’un Kadınları’. Sonra ‘Arkası Yarın’, ardından ‘Transit Yolcular’… Bunlar hep Ali Deniz’in 0-5 yaş döneminde ortaya çıkan kitaplar oldu. Üniversitede tam zamanlı çalışmaya devam ediyordum bir yandan, Açık Radyo’da program yapıyordum, konferanslara gidiyordum vs. Deli bir dönemdi. Şimdi yap deseniz yapamam.

Yaratıcılığınızın tavan yaptığı bir dönem olmuş sanırım.

Evet. Zamanı iyi kullanmakla çok ilgisi vardı. Biliyorsunuz, bir tık zamanınız var ve o arada bir öykü yazmanız lazım!

“Tırnaklarınızı kesmeniz lazım” gibi bir şey söyleyeceksiniz sandım.

(Gülüyor) Oğlumun bana belki de en büyük hediyesi budur: Zamanı kul-lan-mak. Şimdilerde liseye gidiyor. Sabahları çok erken kalkıp kahvaltısını hazırlıyorum. Benim için büyük bir keyif. Günüm altıya çeyrek kala başlıyor. Bir dönem gevşemiştim iyice, üniversitede yarı zamana dönmüştüm, ama bu yeni tempo güne yeniden zımba gibi başlamamı sağladı. Güne erken başlamak çok yol almak demek. 06.00-10.00 arası en verimli yazı yazma saatlerim.

Gün kaçta bitiyor?

Erken tabii. 22.30-23.00 gibi düşüyorum. Zaten saat 16.00’dan sonra pek yazmaması gereken biriyim.

16.00’dan sonra yazınca ne oluyor?

Saçmalıyorum! (Gülüyor)

Saat 16.00 sonrası yazılarınızı bir kitapta toplamanız lazım o zaman!

Tabii! Okumalarımı, dost buluşmalarımı o saatlere bırakıyorum. Daha önemsiz bulduğumdan değil bunları, ama o saatten sonra artık rahatlamaya geçiyorum. Zaten bir yaştan sonra edebiyat anlamında günde en fazla üç, dört, beş saat yoğun çalışabiliyor insan.

O en yoğun temponuzda bebek Ali Deniz’e nasıl zaman ayırdınız? Nasıl kurdunuz dengeyi?

Üniversitede full-time’dım ama haftada üç gün. Geri kalan iki gün bana aitti. Kaldı ki Ali Deniz’e bakan bir sürü kadın oldu. Kadınlarla ilişkisinin muazzamlığı da oradandır. Hep de iyi kadınlara rast geldik. Zaten anneannesi, o doğar doğmaz emekli oldu, çünkü uzuuun zamandır beklediği torundu. Hatta o dönemde hayatta olan benim anneannem de devreye girdi. El bebek gül bebek büyüdü. Ben karşımda hazır, mutlu, bezlenmiş bir bebek buldum. Fakat geceleri çok sorunlu olduğunu söylemem lazım. Bir dönem idare ettik, ama gecede 16 defa falan uyanıyordu. O tempoyla ben ertesi gün gidip ders anlatamıyordum. Baktık ki olmuyor, bu sefer gece de destek veren birini bulduk. Bu bakımlardan kendimi çok şanslı buluyorum. Derseniz ki ikinciyi niye doğurmadın, cesaret edemedim. Annelik özel bir yetenek ve o yetenek bende pek mevcut değil. (Gülüyor) Gerçekten! Dünyanın en güzel şeyi ama, bazı kadınlar anlatıyorlar ya üç çocuk doğurdum, beş çocuk doğurdum diye, benim kafamın alabileceği bir şey değil bu. Tamam, çocuğuma başkaları bakıyordu ama içeceği süt, ne zaman yatacağı, vitaminleri vs. bütün o kontrol mekanizmasını ben kendi elimde tutuyordum. O da ayrı bir delilikti açıkçası.

Gece masallarını siz mi okurdunuz?

Okurdum. Yapı Kredi Yayınları’nın ‘Her Güne Bir Masal’ kitabını almıştık, onu inatla okurduk. Çokça başka şeyler de okuduk. Yurt dışına ikinci taşınmamızda onu çocuk kütüphanelerine götürdüm sık sık. Oranın havasına kapılarak çok sayıda farklı kültürden kitaptan yararlandı.

İngilizce kitap mı okuyordu?

İlkokul ikinci ve üçüncü sınıfları Washington DC’de okudu. Kulağının aşina olduğu bir dildi belki ama çok zorlandı alışmakta, o dilde yaşamakta. İlginçtir, orada çok kitap okuyordu. Çünkü kitap okunması için ciddi bastıran bir öğretmeni, arkadaşları arasında böyle bir rekabet vardı. Sınıf geçmek için kitap okumak zorundaydılar. Kalın kalın Harry Potter’ları İngilizce devirmiş bir çocuktur kendisi. Çocuğa okutmayı öngören bir sistem, aslında pek çok şeyi çözebilecek bir sistemdir. Fakat biz burada bunu yerleştiremedik.

Belki yerleşmesi istenmiyor?

Belki. Yapılabilecek çok şey var ama hiçbir çaba yok.

Çocuğunuzun küçücük olduğu ve sizin en yoğun olduğunuz dönemde hiç işi bırakıp tam zamanlı anne olmayı düşündünüz mü?

Asla. Bunu kendime yapmadım. Hayatımın dışarıda olması gerektiğini biliyordum. “Hayır, senin yaşamın dışarıda” dedim kendime. Eve girersem evde kalırım korkusu vardı. Evde kalmak hakikaten evde ‘durmak’ anlamında gözümü çok korkuttu. Bu yüzden de hep tampon bölgeler arama ihtiyacı hissettim. Yani belki oturup kendim baksam o kadar yorulmayacaktım.

Yazarlık uzaktan kolay görünüyor, hem evde çocuğunuza bakıp hem de kitaplar yazabilirmişsiniz gibi.

Olabilir, kişiden kişiye değişir aslında. Ben gerçekten evde oturup kalırım korkusu yaşadım. Bugün olsa, belki “Bir iki yıl evde oturabilirim, n’olacak ki? Çocuğumun büyüyüşüne daha yakından tanık olabilirim” diyebilirdim.

Pişmanlık var mı?

Yo yo yoo, hiç yok. Çok şeyi paylaştık çünkü. Nitelikli denen zamanları paylaştık.

Gazetede (Vatan) köşe yazıları yazmaya devam ediyorsunuz. Üniversitede yarı zamanlı mı çalışıyorsunuz? Şu anki çalışma temponuz nasıl?

Kaydım var ama yarı zamanlının yarı zamanlısı gibi çalışıyorum. (Gülüyor) Çünkü artık hayatımın şöyle bir 10 saatini yazar olarak kendime sunma lüksüm var. Yoksa öğretmenliği, gençlerle birlikte olmayı çok seviyorum. Öğretmek, anlatmak… Heyecanlı bir insanım çünkü. Tek başına geçirilen zamanları çok sevmem. Fakat yazma dürtüsü, edebiyat, benim için inanılmaz bir aşk. Bunu geçen yıllarda daha da iyi anladım. Beter bir sevgili! Oğlum mu o mu diye soracak olursanız, oğlumdur, evet. Allah’tan oğlum artık büyüyor ve beni bırakıyor! (Gülüyor) Onun başka sevgililer bulacağı düşüncesindeyim, ki bulmalıdır. O kızların her daim başımın üstünde yeri vardır. Hayat böyle akıyor. Ben de kendimi ilk aşkıma teslim ettim diyebilirim.

Aynı anda çocuklar, gençler ve yetişkinler için hikâyeler, romanlar yazıyorsunuz. Bu geçişleri nasıl başarıyorsunuz? Dil, bakış açısı…

Yazma anlamında ben bir deliyim. Farklı biçimlerde, farklı şeyleri arayıp bulmak, farklı okur kitlesiyle buluşmak… Gazete köşemde de bambaşka bir dille ve bambaşka bir kitleye seslenen yazılar yazıyorum, biliyorum, yani kime seslendiğimi biliyorum. Öte tarafta çocuklarla buluşmak bambaşka, gençlerle ve yetişkinlerle keza. Böylelikle toplumun katmanlarını görebiliyorum ve bu benim için inanılmaz bir nimet. Öğretmenliği biraz da bu yüzden çok severim; gençlerle buluşabilmektir, öğrenmektir öğretmenlik.

Türkiye PEN Kadın Yazarlar Derneği’nin başkanlığını yaptınız. Kadın yazar profili üzerine kaçının anne olduğu gibi istatistikî bilgiler var mı elinizde?

Hayır. Ama araştırmak ilginç olurdu. Fakat şöyle bir şey söyleyebilirim: Oya Baydar, İnci Aral gibi edebiyatçılarla Türkiye’yi dolaşma ve o şehirlerdeki kadınlarla buluşma imkânımız oldu ve genel izlenim olarak, kadının kültürel yoksunluğu açısından Türkiye’de doğu ve batı diye bir şey olmadığı yolunda bir kanaate kapılmamak mümkün değildi.

Türkiye’de kadın yazarlar, doğum ve yaratıcılık süreci üzerine istatistikler olsaydı çok ilgimi çekerdi. Anneler genellikle doğumdan sonra yaratıcılıklarının arttığını söylüyorlar zira, edebiyatta da böyle mi acaba?

Anne olduktan sonra yazmayı bırakanlar da var. Bunlar, ekonomik durumunuzu iyi olmasına, sizi gerçekten destekleyen bir eşe sahip olmanıza bağlı şeyler. Çok tanınmış, onaylanmış yazarlar için gerçekten verimlilik kaynağı; ben daha ziyade çok yetenekli, önü açılacak konumdaki yazarlardan bahsediyorum. Çoluk çocuğa karışılınca eve dönülüyor. Bende tersi olmuştu.

WM bloglar

  • AylinAtasagun
    Aylin Atasağun
  • baharbuketsuren
    Bahar Buket Süren
  • baharkarakaya
    Bahar Karakaya
  • cagilsalman
    Çağıl Salman
  • cerenimnoktakom
    Cerenimnoktakom
  • esreatesakin
    Esra Ateş Akın
  • esraertugrul
    Esra Ertuğrul
  • FigenGeri
    Figen Geri
  • melisademirel
    Melisa Demirel
  • mugekoklu
    Müge Köklü
  • muzeyyenkilic
    Müzeyyen Kuvanlıklı
  • nurayazeri
    Nuray Azeri
  • ozlemyersentemana
    Özlem Yerşen Temana
  • seyrasun
    Seyra Sun
  • sinemparkan
    Sinem Parkan
  • tubacetinalpa
    Tuba Çetin Alpa
  • zeynepaskin
    Zeynep Aşkın
  • Başarılı bir insan mısınız?

    Bu başlığı okuyunca ilk akla gelen kariyeriniz oldu değil mi? Başarı kelimesi günlük yaşantımızda o kadar iş yaşantısına ya da okul hayatına endekslenmiş ki, hemen…

    Devamını oku...

  • Yılın annesi yardım bekliyor

    Yılın annesi yardım bekliyor Aysel Doğan, Dünya Şizofreni Derneği’nin kurucusu.

    Devamını oku...

  • Anneler Günü'nün çağrıştırdıkları...

    Anneler Günü'nün çağrıştırdıkları... Üst üste üç yıl hamilelik yaşayıp, hormonların istilasına uğradıktan sonra, hâlâ değişmemiş olabilir miyim?

    Devamını oku...

  • Şimdi yenilenme zamanı...

    Şimdi yenilenme zamanı... Evet, her ne kadar İstanbul bu kış çok soğuk ve yağışlı geçirmese de uzun ve çalkantılı bir dönemden sonra, sonunda bahar kendini gösterdi.

    Devamını oku...

VE ÇOK DAHA FAZLASI İÇİN

  • utangac cocuk 1
    Çocuğunuz utangaç mı?
  • ofis hamile egzersiz
    Hamilelikte ofis egzersizleri
  • cinsellik
    Anne, seks nedir?
  • renkler-crop
    Her rengin bir anlamı var
  • bebeklerdudakokuyorkapak
    Bebeğe hoş geldin hediyeleri
  • kadin 1
    İlişkide kadın ve erkek ne ister?
  • uyku zeka
    Geç uyuyanların IQ'su yüksek!
  • pismanlik
    Kadınların sekse dair pişmanlıkları...
  • uyku duzeni
    Kilo vermek için uyuyun
  • burclara gore ev tercihleri
    2014 burç yorumları

Abonelik İçin Hemen Başvurun

wmm footerbg 01.2012

E-Bülten Kayıt :